Anasayfa   Anasayfa Anasayfa İnsan Kaynakları   İnsan Kaynakları İnsan Kaynakları Anasayfa   Künye Anasayfa Anasayfa   İletişim
Düzce Postası
Düzce Postası Hava Durumu Düzce : 25.8
25.06.2019
Anasayfa   ANASAYFA   Yerel Haber   YEREL HABER   Gündem   GÜNDEM   Gündem   ASAYİŞ   Asayiş   SİYASET   Siyaset   EĞİTİM   Eğitim   SPOR   Spor   SAĞLIK   Sağlık   EKONOMİ   Ekonomi   ÇEVRE  
  Video Galeri   Video Galeri   Foto Galeri   Foto Galeri   Resmi İlanlar   Resmi İlanlar   Yazarlar   Ünlü Düzce'liler   Ünlü Düzce'liler   Anket   Anket   Ziyaretçi Defteri   Ziyaretçi Defteri   Künye   Künye   İletişim   Kurumsal   Kurumsal   İletişim  
   
Celal Erbay Yazdı...
Köşe Yazıları 23.05.2019 - 12:13:26

SEVGİLİ dostlar, karşılıklı saygı ve sevginin ferdi davranışlara yansıdığı, bölüşülen lokmaların sosyal olguda dostlukları yücelttiği, iki kapak arasında ‘‘mushaf’’ adı altında müşahhaslaşan vahyin söz, lafız ve manasının hem hanelerde hem de‘‘mukabele’’ adı altında kutsal mekanlarda çokça tekrarlanmasıyla ruhların yüceldiği, mana atmosferinin yaygınlaşıp genişlediği bir mevsimin son dönemecine girmiş bulunuyoruz. O kadar ki; ıttılaınıza sunma cesaretini gösterdiğim bu satırları okurken bile, mana mevsiminin sizi kapladığını, ruhunuzu yüceltip duygu ve davranışlarınızı etkilediğini içinizde hissediyorsunuz…

Son dönemece girdiğimiz bu süreçte, gerek şahsımıza yönelik ve gerekse toplumsal etkileşim ve davranışları şekillendirmede ‘‘ZEKAT MEKTEBİ’’diyebileceğimiz beş temel kabullenişimizden biri olan ZEKAT emrinin etkinliğine daha çok şahit oluyoruz.

Bizim toplumumuzda taa Osmanlıdan bu yana tabir caiz ise örf halini almış bir zekat uygulaması vardır. Yapmış olduğu yıllık aktif-pasif hesabıyla kendisinin zekat emriyle muhatap olduğu sonucuna varan mü’min, önce kendi geçmişini gözden geçirir ve  kazancının helalliğini bizzat kendisi irdeler…Tabir caizse yaptığı işin hukuka uygunluğunu, kazancının helalliğini gözden geçirip gönül huzuru içinde alın teriyle elde ettiği kazanın 40/1’e tekabül eden miktarını belirler ve zekat emrinin ikinci safhası olan belirlenmiş olan bu miktarın kimlere verileceği safhasına geçer.

Bu safha da, merkezden çevreye doğru, önce usul füruu olmamak kaydıylayani yukarıya doğru ana-babası, dede-nenesi, aşağıya doğru oğul ve kızı, torunlarıolmamak şartıyla yakınlarından başlamak üzere, çevreye doğru mesela kardeş-yeğen, amca-hala, dayı-teyze veya onların evlatları olmak üzere, kimseyi incitmeden ve başa kakmadan ihtiyaç içerisinde olanları belirler ve onların onurlarını söz ve davranışlarıyla incitmeden azami saygı ve hürmet içerisinde bizzat çalışıp alınteriyle elde etmiş olduğu yıllık kazancı içerisinde,  Yaradanın‘‘fakirin hakkı’’ olarak belirlemiş olduğu miktarı ‘‘hak sahibine’’ verir ve yıllık kazancını, dolayısıyla mal varlığını başkalarının hakkından arındırmış olur.

 

PAYIMIZA DÜŞENİ HARCARKEN DİKKAT EDECEĞİMİZ HUSUSLAR!

 

Böylece, önce kendisi huzura erer. Artık kazancında Yaradanın belirlemiş olduğu fakir fukaranın, garip gurabanın hakkını çıkarıp sahiplerine verdikten sonra geri kalan kısım anasının ak-sütü gibi onundur. Gönül huzuru içinde payına düşeni, Rabbimin helal kıldığı ölçüde çoluk-çocuğu ile birlikte harcayabilir, yer içer… Elbetteki Yaradanın rızasına ve talimatlarına uygun düşecek bir şekilde…İsraf ve gösterişe kaçmadan, ne yaşayışı ne de harcamaları ile hiç kimseyi kendisine imrendirmeden, tevazu içerisinde zekatla arınan saf berrak kazancını, elinin emeğini, alın terinin karşılığını gönül huzuruyla harcar.       

Bu sonuç, kazancın sahibi olan ferde zekatın kazandırdığı en büyük mutluluktur. Böylece kazanç sahibi duymuş olduğu bu huzur ve güven içerisinde daha çok çalışacak, daha çok kazanacak ve dolayısıyla daha çok zekat verecektir. Tabiki, birbirini takip eden bu süreç toplum içerisindeki garip gurabayı da mutlu edecektir. Zira zekat’a tabi olan kazanç ve kar payı arttıkça bundan yararlanan garip-guraba, fakir-fukara’nın sayısıda artacaktır. Bu doğrultuda Üniversite yıllarında, köyümüzün maskotu sevimli Sadık’ın yine köyümüzün nükdedan’ı rahmetli Kemal ağabeye yönelik yapmış olduğu bir dua hala kulaklarımda çınlar…Sadık, Kemal ağabeye selam verdikten sonra O’na şu duayı yapmıştı;  ‘‘Kemal abi, Allah sana çok versin ki; benim payım artsın, sen de bana çok veresin’’

 

ZEKAT MEKTEBİNİN YETİŞTİRDİĞİ İNSAN TİPİ!

 

Şimdi soruyorum size zekat mektebinin eğitip yetiştirdiği maliklerin etkin olduğu bir toplumda mülkiyet düşmanlığı, kıskançlık ve haset olur mu hiç! Elbette olmaz, tam aksine fakir-fukara maskot Sadık misali dua eder ve ‘‘Ey Allah’ım, sana olan teslimiyet içerisinde, senin belirlemiş olduğun helal ve meşru yollardan kazanıp zekat ile malını arındıran ve bizim lehimize yönelik onun malında tayin etmiş olduğun hakkımızı çıkarıp bize veren bu kardeşimize sen daha çok ver, onun kazancına ve ömrüne bereket ver. Bereket ver ki; onun kazancındaki bizim payımız yükselsin, garip gurabanın yararlanma oranı  daha da artsın’’ der.

Affınıza sığınarak bir soru daha sorayım size; arz etmeye çalıştığım katmanlar arası bu kaynaşmayı, dostluğu; darlık içinde olanın, varlık içerisinde olana yönelik Rabbim sana daha çok versin ki; sende bana çok veresin, Allah senden razı olsun şeklindeki duasını, adı ister liberalizm, ister sosyalizm olsun, ne olursa olsun bir başka rejimde, kültürde duymamız mümkünmüdür beyler. Elbetteki HAYIR!

Onun için size yalvarıyorum, lütfen ayılalım, kendimize gelelim, pireye kızıp yorganı yakmayalım; toplumumuzu özüne, kültürüne, medeniyetine, temel değerlerine karşı yabancılaştırıp, bizi yabancı kültür ve medeniyetlere doğru dönüştürmeye çalışanlara fırsat ve imkan vermeyelim. Rabbime kurban olayım, biz ne kadar gevşek olsak da, O bizi günde beş kere Namaz Mektebiyle huzuruna celbediyor, yılda bir ay Oruç Mektebiyle yoğunlaştırılmış eğitime tabi tutuyor, yine her yıl Zekat Mektebiyle birlikte bizi alın terimizin karşılığı olan  kazancımıza ve malımıza esir olmaktan kurtarıyor, imkansızlık içinde olana da, alacağını tahsil ettikten sonra varlık sahibi kardeşine yönelik ‘‘Rabbim, bu kardeşime daha çok ver’’ diye dua ettirerek bizi birbirimizle kucaklaştırıyor ve bu topraklarda başkalarının arzusu hilafına sınıflar arası çatışmanın çekişmenin önünü kesiyor. Bizi bir ve beraber, gönül ve güç birliği içinde yedi düvelin karşısına çıkma şerefiyle şereflendiriyor.

Sakın abarttığımı düşünmeyin…Sorsam herkes ekonomik sıkıntıdan söz edecek…Doğrudur, kolay değil bütün dünya bizimle uğraşıyor…Şimdi siz düşünün; herkes Zekat Mektebinin sadık öğrencisi olsa ve kazancındaki Allah’ın belirlemiş olduğu fakirin hakkını çıkarıp hak  sahibine verse, Türkiye’nin durumu ne olurdu? Her halde bugünkünden daha iyi olurdu.Bu mektebin başarısı ve onun sadık öğrencileri tarih’de kendilerinden beklenileni ortaya koymuş ve herkesi en azından zekat alması caiz olmayacak ölçüde ekonomik bir seviyeye getirmişti. Nitekim Hz.Ömer döneminde Medine’de halk zekat verebilecek kimseyi bulamamışlardı.

Bir de Zekat’dan farklı olarak bizde ‘‘sadaka-i fitr’’ diye, her bir şahıs için verilmesi gereken bir miktar vardır. Şöyle bir hesap yapalım, küsuratı bir tarafa Türkiye’nin nüfusu 80 milyon. Fıtr Sadakasının en düşük bedeli ise 23 lira. İster küçük ister büyük, ister fakir, ister zengin olsun herkes adına, bu miktar bir ihtiyaç sahibine verilecektir.23 TL’yi 80 milyonla çarpınca  yaklaşık iki milyar tl etmektir. Her bir şahıs başına verilecek olan bu 23 TL’lik miktar bile az da olsa piyasada bir hareketliliğe sebep olur.Hiç de küçümsenecek bir sonuç değildir. Değil Yurt içi, bu milletin sadaka-i fitr ve zekat payının Adriyatik’den Çin Seddine kadar ulaşmadığı yer yoktur.         

İnşallah değerlerimizin farkına varır, onları özümser ve bizden sonraki nesillere intikali hususunda elimizden geleni yaparız.

Daha nice Oruç Mekteplerine, Zekat Mekteplerine öğrenci olmanız dileğiyle her birinize selam saygı ve muhabbetlerimi sunuyorum.

Kalın sağlıcakla sevgili dostlar...

Haberi Yazdır
Yorum Yazın

                                                           Yorumlar                                                            
Sayın Hocam, Allah sizden razı olsun. Yazınızı okurken 20 yıl önce Baküde Ilahiyyat fakultesinde sınıfımızda bize anlattıklarınızı hatırlatdı. O zamanki söylediklerinizi şöyle hatırladım: Zekât bir Müslümanın ‘maddiyat’ ile olan zihnî ve fikrî münasebetini belirleyen ve dengeleyen bir özelliğe sahiptir. Zekât, sosyal yardımlaşma yönüyle de hayâtî bir ibâdettir. Sosyoekonomik kalkınma, fakirin incinmeden desteklenmesi ve sermayenin kuru bir birikim yerine yatırıma yönelmesi, zekâtın sosyal ve ekonomik açıdan önemini ortaya koyan pratik tecrübelerdir. Rabbim her birimize şu dünya hayatında elimizde olanlardan ihtiyacı olanlara yardım etmek için çaba gösterme şuuru versin. Bize hala iyi bir ögretmensiniz Celal Hocam. Hayırlı ramazanlar dilerim Hocam.
Aygün İsmayılova - 27.05.2019

 Katılıyorum  Katılmıyorum 

%50,67

  Düzce Postası'nı Takip Et
Twitter Takip Et
   
Yerel Haber
Gündem
Asayiş
Siyaset
Eğitim
Spor
Sağlık
Ekonomi
Çevre
Video Galeri
Foto Galeri
Resmi İlanlar
Yazarlar
Portreler
Anket
Ziyaretçi Defteri
Facebook
Twitter
Site Map
RSS
İnsan Kaynakları
Kurumsal
Künye
İletişim
Yukarı

Google-Translate | Turkish to English Google-Translate | Turkish to French Google-Translate | Turkish to German Google-Translate | Turkish to Russian Google-Translate | Turkish to Italian Google-Translate | Turkish to Spanish Google-Translate | Turkish to Arabic Google-Translate | Turkish to Japanese
Google Translate

Serbay Interactive
© Copyright 2004 - 2018 Düzce Postası Gazetecilik Matbaacılık Ltd. Şti. Dijital Reklam Ajansı: Serbay Interactive
Emlak8