Anasayfa   Anasayfa Anasayfa İnsan Kaynakları   İnsan Kaynakları İnsan Kaynakları Anasayfa   Künye Anasayfa Anasayfa   İletişim
Düzce Postası
Anasayfa   ANASAYFA   Yerel Haber   YEREL HABER   Gündem   GÜNDEM   Gündem   ASAYİŞ   Asayiş   SİYASET   Siyaset   EĞİTİM   Eğitim   SPOR   Spor   SAĞLIK   Sağlık   EKONOMİ   Ekonomi   ÇEVRE  
  Video Galeri   Video Galeri   Foto Galeri   Foto Galeri   Resmi İlanlar   Resmi İlanlar   Yazarlar   Ünlü Düzce'liler   Ünlü Düzce'liler   Anket   Anket   Ziyaretçi Defteri   Ziyaretçi Defteri   Künye   Künye   İletişim   Kurumsal   Kurumsal   İletişim  
   
Mehmet Şimşek
Köşe Yazıları 22.02.2021 - 09:21:04

DÜZCE’NİN ana caddelerinde dolaşırken belediye otobüslerini görünce ‘hey gidi günler!’ demekten kendimi alamıyorum.  Bu modern araçların kent içinde dolaşıma girmeden önce bu yükün ağırlığını üzerinde hisseden Doğan şehir içi minibüslerini düşünüyorum.

Ve tabii ki merhum Recep Ali Dağıstanlı’yı da unutmadan.

O Dağıstanlı ki, işini son derece ciddiye alıp, zaman zaman elindeki listeyle belli noktalarda bekler, minibüslerin zamanında gelip, gelmediğini kontrol ederdi.

Doğan minibüslerinde çalışmış olan bir şoför yakınım, vaktinden çok önce veya vaktinden çok sonra gelip de Recep Ali Bey’e yakalanmanın ne menem bir kâbus olduğunu anlatmıştı…

 

MASUM GÖZLÜ MİNİBÜSLER

Düzce’de geçirdiğimiz yaz tatillerinde her çocuk gibi kendi hayal dünyamda bazı oyunlar kurgular ve eğlenirdim. Dahası bu kurguların başka çocuklar tarafından keşfedilmediğini düşünüp, kendimi ayrıcalıklı hissetme gibi bir yanılgıya düşerdim. Bu oyunlar çerçevesinde Doğan minibüslerinin ön farlarını utangaç masum gözlere ve her daim açık olan kaputun önünü de bağrı yanık delikanlılara benzetirdim.

Şimdi bu yaptığım benzetme eşliğinde görselde paylaştığım minibüslerin farlarına bir kez daha bakmanızı rica edeceğim. Gerçekten öyle değil mi?

Ancak yine de bu görselleri sizi yanıltmasın…

Doğan minibüslerinin ön kapaklarını hiç görmedim dersem yeridir.  

Harareti önlemekten olsa gerek sürekli açık tutulan ön kısım bende hep bir üşüme hissi uyandırırdı.

Açık olan sadece motorun önü müydü?

 

BATSIN BU DÜNYA! GIRÇÇÇÇ

Değildi…

Sözgelimi vites kolunun tam dibi… (Elbette direksiyon vitesli olanları da akılda tutarak)

Oradaki delikten üzerinde gittiğimiz asfaltın bir su gibi aktığını görürdüm.  Bir de şoför yanlış yerde vites değiştirmeye kalksa, teypte çalan arabesk şarkının içine korsan gibi dalan bir enstrüman daha eklenirdi:

- Gırçççççç!

Şarkının Orhan Gencebay’a ait ‘Batsın Bu Dünya’ mı; yoksa Ferdi Tayfur’un ‘Durdurun Dünyayı’ mı olduğunu hâyâl dünyanıza bırakıp, devam edeyim.

Teyp demişken…

Vites kolunun tam uzantısına düştüğü minibüsün panelinee monte edilmiş çıkıntıda duran metalik cihaz kadar hor görülen bir başka mekanizma var mıydı bilemiyorum. Sürekli takılan kasetleri şoförümüzün sağa sola sallayıp; daha olmadı gaddarca teybin üstüne vurarak yeniden hayat verdiği bantlar içeri itilir ve müzik kaldığı yerden devam ederdi.  Şarkıdaki baygın kemanların ritmine uygun güçlü bilekleriyle vites atan şoförlerin bitirim hâlleri görülmeye değerdi…

 

“HAFTA SONU GEÇMEZ ABİCİM”

Günümüzde adeta norm haline gelmiş olan kirli sakal bırakmak o günlerde pek hoş karşılanmayan bir şeydi. Ancak bunun istisnaları minibüs şoförleriydi. Yaşıyorsa Allah selamet versin Alaattin Abi bunun tipik örneğiydi. Genelde yanında oturan meslektaşı ile önceki gece kahvede oynadığı okeyin kritiğini yaparken bir yandan da oldukça dikkat isteyen noktalara yanaşır, ardından ince bir süzülüş gerektiren maharetle vızır vızır işleyen  E-5 karayoluna dahil olurlardı.

Ağır abilerin yardımcıları muavinlerden bahsetmezsem yazı eksik kalır. Genellikle ortaokul-lise çağı ortalaması yaş grubunun okumayan çocukları bu iş için biçilmiş kaftandı. Oldukça seri hareketleriyle giden minibüsün sağa yanaşmasını beklemeden ani refleksle açtıkları kapıdan yere atlayan bu canbazlar yaptıkları işte pek bir mahirdi.

Biz öğrencilerle bitmek tükenmek bilmeyen tek tartışma ise hafta sonu öğrenci indirimini kabul edip etmemeleriydi. Bazı vicdanlı muavinler ‘öğrenci’ diye uzattığımız parayı hiç üstelemeden alırken, bazıları da araçtaki ‘ikinci adam’ olma iktidarının keyfini sürerek, fazla göz temasına girmeden ‘hafta sonu öğrenci geçmez’ deyince cevabını verince racon kesilmiş sayılırdı...

 

“SANAYİ-ÇOBAN-HASTANE-SOĞANCI”

Anlattığım yıllarda iki hat vardı.

Biri Sanayi-Çoban ekseninde çalışan minibüsler.

Diğeri ise Hastane-Soğancı (şimdilerde Akpınar deniyor) hattındaki araçlar.

İkinci hat zamanla biraz daha yukarıya, Çiftlik Restoran’a kadar genişletilince dünyalar bizim olmuş, Kasapköy sapağından inip de Ortaköy’e yürümek zahmetinden kurtulmuştuk.

 

“ABİSİNİN Bİ KALKIVER BAKALIM”

Minibüslerde en dikkat edilen kural ise bir kadının yanında erkeğin kesinlikle oturmamasıydı. Şayet kazara olsa da gerek yolculardan ve gerekse ‘son sözü’ söyleyen şoförden gelecek talimat hazırdı:

- Abisinin bi kalkıver!

Bu uyarıya itiraz edene hiç görülmedi…

O yıllara ait bir başka hatırladığım şey ise sigara içilen minibüs zeminine dökülen talaşın yaydığı baygın kokuydu…

 

ISLIĞIN ARDINDAN GELEN İSYAN!

Minibüsler için bir durak sınırlaması yoktu.

Sözgelimi sapağın başında iken hayli ileride bulunan minibüse ıslık çalarak haber vermeniz veya bağırmanız, görecek noktada iseniz el işareti yapmanız yeterliydi. Şoför siz gelene kadar bekler, hatta uygunsa sapağın içlerine kadar girip ayağınıza gelir, arkada kalmışsanız geri geri gelip sizi araca alırdı.

İkinci çeşit ıslık ise anlatılır gibi değil!

Diğerlerini bilmem ama benim çocukluğumun geçtiği Eski Bolu Caddesi’nin kenarında bulunan iki kat evin içinden çalınan muzip bir ıslık minibüs şoförüne acı bir fren yapması için yeterliydi. Kısa sürede oyuna geldiğini anlayan şoför bayramlık ağzını açıp hiç mazbut olmayan kelimeler mırıldanarak yola devam ederdi…

 

KUĞUNUN SON ŞARKISI

Hafızam beni yanıltmıyorsa 1980’li yılların ikinci yarısında Düzce Belediyesi’nce satın alınan (kısa adı DOSİ) Mercedes otobüsler devreye girince Doğan minibüslerinin sahneden çekilme zamanı gelmişti… Kısa bir dönem köy yollarında çalışan emektar araçlar daha sonra tarih oldu…

Kim bilir; son yolcusunu indiren yorgun minibüsteki teypte belki de Müslüm Gürses’ten şu şarkı çalıyordu:

Şimdi bir şey gelmez elimden

Giden gitti beni benden alıp

Keder eksik olmaz gönlümden

Bir başıma kaldım bağrı yanık

 

HEY GİDİ GÜNLER!

Facebook’taki ESKİ DÜZCE sayfasında paylaşım rekorları kıran Doğan şehiriçi minibüsü paylaşımına gelen aynı zamanda ‘bilgisel’ niteliğindeydi.

Köşenin elverdiği ölçüde onlardan sadece birkaç tanesini alabiliyorum:

Nejat Özsoy: Doğan sana baktıkça Eski Düzce’nin hafızamdaki en eski günlerine nüfuz eden hikayeleri bir bir hatırlıyorum.

Arif Yapıcı: Yaaaa ey gidi günler. Sıkıysa iki dakika geciksin. Azdı fakat bir sistem vardi. Şu anki problemin büyük kısmı da bu. Yani araçlar küçülmesi gerekir. Sayılar artmalı.

İsmet Keskin: Recep Ali amcamızın heykeli Düzce’de dikilmesi gerekir. Duzcemizin yıllarca taşıma sorununa ilaç olmuştur.

Üzeyir Veli: Bu günkü otobüslerden daha disiplinli çalışmaları vardı. Meşhur nakaratları şuydu: Kervan -Cezaevi-Derelilöy –Soğancı

Birkan Mertol: Biz çoban da onunla yarışa başlardık önce biz otoparka gelirdik.

Hikmet Albayrak: Çok dakik çalışırlardı

Osman Öztürk: Rahmetli Recep Ali Dağıstanlı’nın adıyla anılırdı. Düzcemizde ilk toplu taşımacılıktı.

Cengiz Kankal: En son durakta iner Soğancı'da bakkalın oradaki halen daha o bakkal çalışır. Metin abimize de selam olsun. Oradan da Hacıaliler köyüne yakın olan şimdiki jandarmanın yanındaki dedemlere giderdik.

Sabahat Biçer: Recep Ali abinin yazıhanesinde eşim İrfan Biçer'in arabası vardı. Kırk beş dakika şehrin etrafında dönerdi ben şimdi seksen yaşındayım çok güzel günlerdi

Bülent Postoğlu: Meteliksiz milyoner diye şoför vardı bu minübüsü kullananın ismini hatırlayamadım

Özcan Nurten: 1965'ten 1980 yılına kadar Babam Bedri Nurten Recep Ali amcamız ile birlikte 61 AD 297 plakalı Mercedes 319 minibüsü ile çalıştı. Ben de ortaokulda muavinlik liseli yıllarda şoförlük yaptım. Hey gidi günler. Ali (Ustabaşı) Dağıstanlı amcama Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun tüm birlikte o günleri birlikte yaşamış hakkın rahmetine kavuşan hepsine gani gani rahmet eylesin mekanları cennet olsun.

Haberi Yazdır
Yorum Yazın
  Düzce Postası'nı Takip Et
Twitter Takip Et
   
Yerel Haber
Gündem
Asayiş
Siyaset
Eğitim
Spor
Sağlık
Ekonomi
Çevre
Video Galeri
Foto Galeri
Resmi İlanlar
Yazarlar
Portreler
Anket
Ziyaretçi Defteri
Facebook
Twitter
Site Map
RSS
İnsan Kaynakları
Kurumsal
Künye
İletişim
Yukarı

Google-Translate | Turkish to English Google-Translate | Turkish to French Google-Translate | Turkish to German Google-Translate | Turkish to Russian Google-Translate | Turkish to Italian Google-Translate | Turkish to Spanish Google-Translate | Turkish to Arabic Google-Translate | Turkish to Japanese
Google Translate

Serbay Interactive
© Copyright 2004 - 2018 Düzce Postası Gazetecilik Matbaacılık Ltd. Şti. Dijital Reklam Ajansı: Serbay Interactive
Emlak8