Anasayfa   Anasayfa Anasayfa İnsan Kaynakları   İnsan Kaynakları İnsan Kaynakları Anasayfa   Künye Anasayfa Anasayfa   İletişim
Düzce Postası
Düzce Postası Hava Durumu Düzce : 25.8
16.8.2018
Düzce Postası Android Uygulaması
Anasayfa   ANASAYFA   Yerel Haber   YEREL HABER   Gündem   GÜNDEM   Gündem   ASAYİŞ   Asayiş   SİYASET   Siyaset   EĞİTİM   Eğitim   SPOR   Spor   SAĞLIK   Sağlık   EKONOMİ   Ekonomi   ÇEVRE  
  Video Galeri   Video Galeri   Foto Galeri   Foto Galeri   Resmi İlanlar   Resmi İlanlar   Yazarlar   Ünlü Düzce'liler   Ünlü Düzce'liler   Anket   Anket   Ziyaretçi Defteri   Ziyaretçi Defteri   Künye   Künye   İletişim   Kurumsal   Kurumsal   İletişim  
   
Prof.Dr.Celal Erbay

RAHİP BRUNSON OLAYINDA, ABD ve DİĞERLERİNİN ASIL HEDEFİ

8.8.2018 - 17:00:05

SEVGİLİ dostlar, seçimler oldu bitti, ama hala demokrasi demokrasi deyip dünyaya yön vermeyi meslek edinenler, Türkiye’de % 52,6 seviyesinde tecelli edip milletin geleceğine tarihî misyonu doğrultusunda istikamet belirleyen halk iradesine, bırak saygı duymayı, onu boşa çıkarmak için namertliğin her türlüsüne başvuruyorlar.

Hani demokrasi halkın kendi geleceğini ve yönetim tarzını bizzat kendisinin belirleme yöntemiydi? Ne oldu? Kendi arzularının hilafına sandıktan bir sonuç çıkınca, bu aziz millet “Ben kökü mazide olan atiyim” diyerek ecdadının izinde, onların karakter ve seciyesine uygun bir şekilde yönünü belirleyince hep birden ayağa kalktılar… Hani demokrasi vardı, sandıktan çıkan sonuç saygı değerdi? Ne oldu? Sandığın haykırdığı gerçeği, bir papazın göstermelik gözyaşlarıyla gölgelemek istediler. Hem de iftira ederek; ne imiş, Papaz kendi dindaşlarına dini vecibelerini yerine getirmede öncülük ediyormuş da, onun için tutuklanmış… Koca bir yalan… Peki PKK kamplarında ne işi vardı Pastör’ün? Yoksa orada da mı mesleğini icra ediyordu? Doğrudur; onların asıl mesleği bu milletin birliğini beraberliğini zedelemek ve geleceğimizi kontrol altına alarak Evanjelist kabulleniş doğrultusunda bilhassa güneyimizi güvenli hale sokmak, İsrail’in emniyetini sağlamlaştırmak, Kudüs ve çevresini Hz. İsa’nın nüzulüne hazır vaziyete getirmektir. Onların bu yolda irtibat kurmayacakları hiçbir oluşum söz konusu değildir. Bütün yollar onlar için mubahtır. Yeter ki kendi hedef ve gayelerine yönelik onda bir ışık görsünler. İster PYD, PKK, YPG olsun ister FETÖ, hiç fark etmek, bütün yollar Roma’ya çıkar…

 

PEKİ TARİH BOYUNCA BİZİM, FARKLI DİN MENSUPLARINA BAKIŞIMIZ NASILDI?

 

SEVGİLİ dostlar, şu gerçeği hiçbir zaman unutmayacağız; insanlık tarihinde Din ve Vicdan Hürriyetini insanlığın bir değeri olarak ilk tanıyan ve onu “dinde zorlama yoktur” ilkesiyle hüküm altına alıp beşeriyetin idrakine sunan ve vicdanlara yerleştiren İslam dinidir. Evrensel bir din olmasına ve bütün insanlığa yönelik bir davet getirmiş bulunmasına rağmen yüce dinimiz hiç kimseye zorla, Müslüman olması için baskı yapmamıştır. Nitekim Kur’an-ı Kerim, Bakara Suresi Ayet 256 ile açık bir şekilde dinde zorlamanın olmadığını ilan ederken, Hz. Peygamber de Medine’de gayrimüslim unsurlarla yapmış olduğu ilk antlaşmada Yahudilerin din ve vicdan hürriyetlerini açık bir şekilde tanımış ve hüküm altına almıştı. Daha sonra gayrimüslim topluluklarla yapılan antlaşmalarda hep bu esas vurgulanmıştır.

 

OSMANLI’DAKİ UYGULAMA

 

ÖNCE şu hususu iyi anlayalım; biz sahip olduğumuz güzellikleri ötelere götürüp bütün insanlığın o güzelliklerle şereflenmesini, huzur ve mutluluğa ermesini isteriz. Bizim sahip olduğumuz en etkin güzellik “iman” diye adlandırdığımız Allah’ın birliğini ve Hz. Muhammed (a.s) Peygamberliğini yürekten samimiyetle kabul olgusudur. Biz bu güzelliğe nail olduk diye bencil davranıp yerimizde oturup durmayız. Ötelere gider, bu güzelliği herkese götürür, onların da bu huzur ve mutluluğu yüreklerinde hissedip yaşamasını isteriz. İşte bunun için “sefer bizden, zafer Allah’tan” deyip yola çıkarız… Gittiğimiz yerlere bu hakikati götürürüz… Buna da, i’la-i Kelimetu’l-lah deriz. Gittiğimiz yerleri fethederiz… Hedefimiz, oraları imha değil, ihyadır, huzura gark edip yeniden insanlığın ayaklarının üstüne basmasının temindir…

İşte bunun için fetih sonrası Ecdadımız hep teklif etmiştir onlara; gelin Allah’ın birliğini, Hz. Muhammed (a.s)’ın risaletini kabul edin diye… Baskı ve zorlama yok… Yalnız teklif var, ama ısrar yok… Şayet kabul ederlerse anadan doğma kardeş misali kardeşimizdir onlar… Kabul etmezseler, onlarla “zimmet sözleşmesi” adında bir sözleşme yapılır… Artık onlar bizim vatandaşlarımızdır. Mal ve can güvenlikleri sağlanmış, tamamen sulh ve eman içindediler. İstanbullu Ahmet ile Mehmed’in malı canı kanun tarafından nasıl korunuyorsa, hiçbir fark söz konusu olmaksızın Josef’in, Yakop’un, Marya’nın malı canı da kanun tarafından korunacaktır. Hatta Müslümanın şarap domuz gibi haram olan malları mülk edinmesi mümkün değilken, gayrimüslim zimmîler bunları mülk edinebilecekler ve hukuk bunlar üzerindeki zimmilerin mülkiyet hakkını koruyacak, bu doğrultuda gayrimüslim komşusunun şarap küpünü kıran, domuzunu öldüren müslüman da olsa, onu tazmin edecektir.

 

PEKİ BUNLARIN DİN VE VİCDAN HÜRRİYETLERİ NE DURUMDA İDİ?

 

YUKARIDA kısaca ifade ettim, yalnız kendilerine herhangi bir zorlama olmaksızın nezaketle müslüman olmaları teklif edilir. Kabul ederseler ne ala, etmezseler herkes kendi yolunda inancına devam eder. Nitekim Hz. Peygamber (a.s) Yemen Valisine gönderdiği mektupta İslam’dan başka bir dine mensup olanların sırf bu yüzden baskıya maruz kalmayacaklarını tembih etmişti. (Hamidullah, el-Vesa’ik, 201) Şu hususu hatırlatalım ki; gayrimüslimlerin sahip oldukları din ve vicdan hürriyeti onların ibadet ve ayinlerini serbestçe yapabilme imkanını da içermekteydi. Aynı şekilde kendi dinî inanç ve esaslarını kendi çocuklarına öğretme ve onları kendi inançları doğrultusunda yetiştirebilmeleri de din ve vicdan hürriyeti kapsamında değerlendirilmiştir.

Şöyle bir cümle kursam çok mu ileri gitmiş olurum, bilemiyorum… Ama ortada bir gerçek var; Cumhuriyet sonrası, Kasım 2002’ye kadar Türkiye’de Müslümanlar olarak neredeyse biz bu kadar din ve vicdan hürriyetine sahip değildik!..

 

OSMANLI’DA GAYRİMÜSLİMLERİN HUKUKÎ VE YARGISAL STATÜLERİ

 

BU hususta genel kural Bakara Suresi ayet 256, Yunus Suresi Ayet 99’da yer alan hüküm ve Peygamberimizin bu yöndeki uygulamaları gereği, gayrimüslimlere evlenme, boşanma, miras ve vasiyet gibi hukuki muamelelerinde kendi hukuklarına tabi olabilme imkanı tanınmıştır. Bu kabulleniş doğrultusunda devletin hakimiyet hakkı ve kamu düzeniyle ilgisi olmayan, daha ziyade ahval-i şahsiye (şahsi haller) kapsamında olan uyuşmazlıkları, şayet uyuşmazlığın her iki tarafı da gayrimüslim ise, taraflar bu uyuşmazlığı “hakem heyeti” mahiyetinde çalışan cemaat mahkemelerine götürebiliyorlardı. Yalnız hemen ifade edelim ki taraflar almış oldukları bu kararı Osmanlı makamlarına bir yargı kararı gibi götürüp uygulatamazlardı. Zira Osmanlı makamları ancak Osmanlı Şer’iyye Mahkemelerinin verdiği kararı uygularlardı. Şayet gayrimüslim vatandaş aldığı kararı Osmanlı makamlarına uygulatmak isterse, yeniden Şer’iyye mahkemesine gidip oradan yeni bir karar çıkarması gerekecekti. Ancak uyuşmazlığın taraflarından biri Müslüm ise yetkili mahkeme zaten Şer’iyye mahkemesiydi.

Osmanlı döneminde gayrimüslim zimmilere tanınan bu hukukî ve yargısal muhtariyet bir iç hukuk düzenlemesi olarak ortaya çıkıp 18. Asrın sonlarına kadar devam etmişti. Daha sonra zımmîlere tanınan bu hak artık uluslararası antlaşmaların konusu olmaya başladı. Nitekim 1774 Küçük Kaynarca Antlaşmasıyla Osmanlı Devleti kendi vatandaşı olan Ortadoksların din ve vicdan özgürlüklerine özen göstereceğini, kiliselerini koruyacağını taahhüt ediyordu. Aynı şekilde 1856 Islahat Fermanı ile Osmanlı azınlıkların hukuki ve yargısal imtiyazlarına özen göstereceğini milletler arası camiaya taahhüt ediyordu. Osmanlı’nın bu taahhüdü 1878 tarihli Berlin Antlaşmasında da yer alarak çok taraflı milletler arası bir mukavelenin konusu olmuştu. Artık Batı Devletleri her fırsatta gayrimüslimler lehine yeni haklar ve imtiyazlar almak için Osmanlı Devletini adeta baskı altına almışlardı.

Buna rağmen 1917 tarihli Osmanlı Aile Kararnamesi ile Cemaat Mahkemelerinin yetkilerine son verilmiş, ama 1919’da Osmanlı Aile Kararnamesi yürürlükten kaldırılınca yetkileri tekrar âldet etmişti.

 

VE FİNAL!...

 

Gayrimüslimlerin Osmanlı Devletinde sahip oldukları hukukî ve yargısal imtiyazlar Türkiye Cumhuriyeti ile Batılı devletler arasında imzalanan Lozan Antlaşmasıyla yeni bir şekle bürünmüş, ve böylece cemaat ve konsolosluk mahkemelerinin yargısal yetkileri sona ermişti. Fakat Türkiye Cumhuriyeti bunun karşılığında çok ağır bir fatura ödemek zorunda kalmıştı. Şöyle ki Batılı devletlerle varılan mutabakat sonucu bir taraftan gayrimüslim vatandaşlar adına hukukî muhtariyetin devam edeceği ve bu hususta, bu işlerin başında bir cemaat temsilcisinin söz sahibi olarak bulunacağı kabul edilmiş, diğer taraftan da Batının istekleri doğrultusunda hukukî reformların yapılacağı ve bu süreçte 5 yıl müddetle Batılı hukukçuların yardımlarından yararlanılacağı taahhüt edilmişti.

Fakat daha sonra Cumhuriyetin öncüleri ve idarecileri, kendilerinden beklenilenin ötesinde varlık ve sadakat göstererek Batı hukukunun baştan aşağı toptan resepsiyonu "olduğu gibi hiçbir değişiklik yapılmadan, batılı kanunların olduğu gibi tercüme edilerek alınması" cihetine gitmişlerdi. Bu beklenmeyen durum karşısında gayrimüslim azınlıklar büyük bir memnuniyet ve mutluluk içinde, artık ihtiyaç kalmadığı gerekçesiyle Lozan Antlaşmasıyla kendilerine tanınmış olan hukukî imtiyazlardan vazgeçmişlerdi, adeta vallahi biz bu kadarını beklemiyorduk dercesine…

Evet rahmetli Uğur Mumcu haklıymış, bir gülmece dergisinden nakille şöyle demişti: “Türk vatandaşı kimdir? Türk vatandaşı İsviçre Medeni yasalarına göre evlenen, İtalya Ceza Kanununa göre cezalandırılan, Alman Ceza usul kanununa göre yargılanan, Fransız İdare mevzuatına göre idare edilen ve İslam hukukuna göre gömülen kişidir.”

Farkında mısınız sevgili dostlar, hayatımız boyunca yabancı kültür, inanç, sosyal olgu ve medeniyetlerin ürettiği kanun ve mevzuata göre yaşıyor, ancak öldükten sonra kendi inanç ve değerlerimize göre işlem görüyoruz.

Halbuki her toplumun kendine özgü kültür, medeniyet, inanç ve bunlara dayalı oluşum gösteren örf ve adetleri, toplumsal kabulleniş ve tepkileri vardır. Toplumsal davranışların ve sosyal olgunun ana ilke ve kurallarını belirleyen bu zemin, aynı zamanda ideal nesnel hukukun da üretildiği alandır.

24 Haziran seçimleriyle millet iradesinin oluşturduğu yeni yasama organı inşallah milletin sosyal olgu tabanına göre mevcut mevzuatımızı gözden geçirerek, gereken düzenlemeleri yapacak ve yalnız ölüm sonrası gömülürken değil, hayatımızın her safhasında kendimize ve öz değerlerimize göre yaşayabilmemizin mevzuatını hazırlayacaktır. İşte ABD ve diğerlerinin endişesi budur, bu! Ama korkunun ecele faydası yoktur. Bu millet bir kere daha ayaklarının üzerine kalkacak ve mazlumlara, hatta bütün insanlığa ve kendi tarihine karşı sorumluluğunu yerine getirecektir. Hiç endişeniz olmasın, gün doğmuş, gün batmış EBED BİZİMDİR, BİZİM!

Kalın sağlıcakla sevgili dostlar.




Yorum Yazın

                                                           Yorumlar                                                            
Yazınız yine çok güzel, net ve gerçekleri ortaya koyucu nitelikte. Hocam mesele sadece rahip Brunson değil. Rahip Brunson sadece küçük bir örnek. Türkiye'nin Rusya ile yaklaşması, S-400 füzelerini almaya çalışması , İran ile ticaret ilişkileri hep rahatsız etti ABD'yi. Trump'ın dünyadaki en önemli müttefiki kim? İsrail. ABD'nin, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak ilan ettiğini açıklamasına en sert tepkiyi kim verdi? Türkiye verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın öncülüğünde toplanan Birleşmiş Milletler, ABD’nin Kudüs kararının tanınmaması için karar aldı. Ankara'nın Filistin davasına sahip çıkması ABD ve İsrail'i huzursuz etti.
İlahiyat Öğrenci Grubu - 11.8.2018

 Katılıyorum  Katılmıyorum 

%50,00

Bu muhteşem yaziyi basan gazete de muhteşem demektir. Selam ve Saygılarımla.
Hayrettin ŞALLI 05322848281 - 10.8.2018

 Katılıyorum  Katılmıyorum 

%50,00

Bütün bu olanlar, ekonomik ve psikolojik baskılar hepsi Türkiye düşmanlığından kaynaklanmaktadır vesselam. Rahipmiş, papazmış vs. bunlar bahane. Bugün papaz bahane ediliyor, yarın başka şey bahane edilecek ve ülkemiz yildirilmaya, sindirilmeye çalışılıyor. Boyun eğmemek gerekiyor. Devletimizin, hükümetimizin yanındayız.
Rüstem Alihan - 10.8.2018

 Katılıyorum  Katılmıyorum 

%50,00

Rasulullah’a Mekke de 3 yıl boykot uyguladılar. Müslümanlar açlıktan karnına taş bağladı. Biz onun ümmetiyiz boyun eğmeyiz hakkı savunmaktan geri kalmayız. Ne demiş Bediüzzaman üstad ekmeksiz yaşarım hürriyetsiz yaşayamam. Allah’ın izniyle biz muzaffer olacağız.
Yener Sarı - 10.8.2018

 Katılıyorum  Katılmıyorum 

%50,00

avrupa ve amerika it gibi peşimizde yalakalık yaparken biz halen daha niye it'i okşuyoruz. Ayasofya'yı camiie çevir, nato'dan çık ve incirlik ile tüm abd üstlerini kapat, ticarette Çin, rusya, iran, azerbaycan ve Asya ülkeleriyle serbest ticaret anlaşması yap. İslam birliğini kur ve en önemlisi idam'ı getir ve uygula.
Halil İsmetov - 10.8.2018

 Katılıyorum  Katılmıyorum 

%50,00

Hocam şu akıntının ne kadar da doğru ! "Türk vatandaşı kimdir? Türk vatandaşı İsviçre Medeni yasalarına göre evlenen, İtalya Ceza Kanununa göre cezalandırılan, Alman Ceza usul kanununa göre yargılanan, Fransız İrade mevzuatına göre idare edilen ve İslam hukukuna göre gömülen kişidir.”
Ruşen Alioğlu - 10.8.2018

 Katılıyorum  Katılmıyorum 

%50,00

2013'te İMF'ye borcu kapattık ya, dahası onlara borç veren bir ülke haline geldik ya, Afrin'deki PKK ve YPG terör örgütlerini yok ettik ya işte ABD buna kurutuyor, buna saldırıyor. Amaçları, Türkiye'nin etkisiz ve pasif bir eleman olması. Bu kadar basit. Gözleri kaldırmıyor bu kadar büyümüş Türkiye'yi görmeyi.
Hamza Ertuğrul - 10.8.2018

 Katılıyorum  Katılmıyorum 

%60,00

Ne diyor Sayın Devlet Başkanımız: "Onların rahipleri, dolarları varsa bizim de halkımız, hakkımız, Allahımız var. Çok çalışacağız ve 2023 yılına farklı gireceğiz". Nokta
Veli Kaman - 10.8.2018

 Katılıyorum  Katılmıyorum 

%50,00

yok öyle papaz rahip . besbelli casus ve hain bir terör örgütüne mensup biridir. biz artık baş egen kuklalar doneminde degiliz ya baş veririrz ya baş alırız
AntiRahip - 10.8.2018

 Katılıyorum  Katılmıyorum 

%50,00

İşte biz onların şarabına da,domuzuna da karışmaz iken, onlar bırakın bizim işlerimize karışmayı CANIMIZA KASTEDİYORLAR dünyanın gözü önünde ve bunu da kendi hain vatandaşlarımız eliyle (FETÖ) yaptırıyorlar. Ondan sonra da demokrasiden dem vuruyorlar. Hâlâ bunların ne olduğunu anlayamıyorsak sorun onlarda değil, bizdedir. Vesselam.
Halis Alioğlu - 10.8.2018

 Katılıyorum  Katılmıyorum 

%50,00

Papaz kendi dindaşlarına öncülük mü ediyormuş :))))) Buna pişmiş tavuk bile kahkahayla güler. Rahip Brunson bir ABD ajanı ve 1992'den beri bu görevi yürütüyor. ABD'nin bu yalanlarına karnimiz tok
Zeynel kudat - 10.8.2018

 Katılıyorum  Katılmıyorum 

%50,00

Hocam Türkiye'de öyle bir güruh var ki bırakın %52,6'yı, %80'le bile hükümet başa gelse yine ona isyan eder, halkın iradesine saygı göstermezler. İşte onlar hiçbir zaman halktan biri olmamışlar, olamamışlardır. Rabbime çok şükürler olsun ki bunlara yönetme fırsatı vermiyor güzel ülkemi.
Ruşen Alioğlu - 10.8.2018

 Katılıyorum  Katılmıyorum 

%50,00

Yazınız yine çok güzel hocam. Basından takip ediyorum da tüm bulgular açık bir ajan olduğu görülen papazın sırf ekonomik nedenlere dayanan sebeb ile serbest bırakılması beni çok yaralar. Kolumu kesip yemeyi tercih ederim fakat böyle bir kişinin serbest bırakılmasını kabullenemem başkana tüm itimatımı yitiririm. Ancak bize ait papazı ve hakan atilla verilirse ki sayın atilla suçsuz orada bana göre esir ancak öyle olabilir. Abd kim savaşsa savaş azdan az çoktan çok gider. Bize bulaşmaları tüm hegomanyasını bitirir. Kuklalarıda kurtarmaz onları sakın bırakmayın bizim boynumuzu bükmeyiniz..
Özgecan Arslan - 10.8.2018

 Katılıyorum  Katılmıyorum 

%50,00

Bunlara anlayacakları dilden konuşmalı.bizim elimizde pkk/ypg terör örgütüne birleşik şirketin yaptığı silah cephane lojistik yardım gibi kozumuz var.uygularsın pentegonculara yani savunma bakanına ve genel kurmaya yaptırımı anlar o zaman pırasa kafa tramp ve dünya neyin ne olduğunu.
Burak Veryansın - 10.8.2018

 Katılıyorum  Katılmıyorum 

%50,00

Keşke Osmanlı Devleti'nin zamanında göstermiş olduğu merhamet ve yardımın binde birini şimdiki Avrupa müslümanlara gösterse ama onlarda nerde bu meziyet
Raşit Saydam - 9.8.2018

 Katılıyorum  Katılmıyorum 

%50,00

  Düzce Postası'nı Takip Et
Twitter Takip Et
izmir sex shop    izmir sex shop
   
Yerel Haber
Gündem
Asayiş
Siyaset
Eğitim
Spor
Sağlık
Ekonomi
Çevre
Video Galeri
Foto Galeri
Resmi İlanlar
Yazarlar
Portreler
Anket
Ziyaretçi Defteri
Facebook
Twitter
Site Map
RSS
İnsan Kaynakları
Künye
İletişim
Yukarı
Google-Translate | Turkish to English Google-Translate | Turkish to French Google-Translate | Turkish to German Google-Translate | Turkish to Russian Google-Translate | Turkish to Italian Google-Translate | Turkish to Spanish Google-Translate | Turkish to Arabic Google-Translate | Turkish to Japanese
Google Translate

Serbay Interactive
© Copyright 2004 - 2016 Düzce Postası Gazetecilik Matbaacılık Ltd. Şti. Bize Ulaşın Düzce Postası Kurumsal