Anasayfa   Anasayfa Anasayfa İnsan Kaynakları   İnsan Kaynakları İnsan Kaynakları Anasayfa   Künye Anasayfa Anasayfa   İletişim
Düzce Postası
Düzce Postası Hava Durumu Düzce : 25.8
21.05.2019
Anasayfa   ANASAYFA   Yerel Haber   YEREL HABER   Gündem   GÜNDEM   Gündem   ASAYİŞ   Asayiş   SİYASET   Siyaset   EĞİTİM   Eğitim   SPOR   Spor   SAĞLIK   Sağlık   EKONOMİ   Ekonomi   ÇEVRE  
  Video Galeri   Video Galeri   Foto Galeri   Foto Galeri   Resmi İlanlar   Resmi İlanlar   Yazarlar   Ünlü Düzce'liler   Ünlü Düzce'liler   Anket   Anket   Ziyaretçi Defteri   Ziyaretçi Defteri   Künye   Künye   İletişim   Kurumsal   Kurumsal   İletişim  
   
Prof.Dr.Celal ERBAY

Ruhların arınıp yüceldiği, lokmaların bölüşümüyle gönüllerin huzura erdiği günler

9.05.2019 - 09:10:04

SEVGİLİ Dostlar; Rabbim lütfetti yine kavuştuk huzur mevsimine… Recep, Şaban derken eriştik Kur’an ayının ilk günlerine. Regaib’le Sevgililer Sevgilisinin ruhlar aleminden maddi aleme olan yolculuğunun başlamış olma sevinci kaplamıştı hepimizi… Miraç ile birlikte biz de ruhen kanatlandık, Mescid-i Haram’la Mescid-i Aksa’nın kardeşliğine bizzat şahit olduk, Burak’ın ayak izlerine rastladıkça hep kendimizden geçtik, karakter ahlak ve seciyemizi yüceltmesi için Yaradana yalvardık durduk …Beraat’la beraber huzurunda diz çöküp, gözyaşıyla açtık ellerimizi Yaradan’a…Yalvardık durduk, ilahi nağmeler döküldü dillerimizden, eşlik edercesine bülbüllere, esen yellere… Usanmadık, ta fecre kadar, ‘‘sen affedicisin, affı sevensin ne olur affet beni’’ diye yakarıp durduk Kadir-i Mutlak olana… Hazırlık olsun diye Regaibi, Mirac’ı, Berat’ı oruçla karşılamış, oruçla uğurlamıştık… Bir bakıma hazırdık, hem gönül, hem de fiziki bünye olarak bu günlere…

Nihayet hafta başı, bir dedik başladık, Yaradana olan bağlılığımızı teyid edip devamlı kılmak üzere, O’nun hoşnutluğu için taa sahurdan gün batımına kadar hiçbir şey yememek içmemek üzere… Yalnız yememek, içmemek’le kalmadık, özen gösterdik, sözümüze, sohbetimize girip çıktığımız mekânlara, görüp geçtiğimiz durumlara, duyup kulak verdiğimiz beyanlara… Zira yalnız yiyip içtiklerimiz etkilemiyordu düşünce olgumuzu ve ruh yapımızı…Göz ve kulaklarımızla algıladığımız her manzara, duyduğumuz her söz, ruhumuzun ya depresyona uğramasına, yahut da yücelip kıvamına ermesine vesile oluyordu…Öyleyse yalnız midemizle değil bütün uzuvlarımızla oruç tutmalıydık…Gün batımına kadar yiyip içmeden kesilip durmak yetmiyordu. Zaman zaman diğer canlılar da, yiyecek bir şey bulamadıkları için aç susuz kalabiliyorlardı. Ama onların aç ve susuzluğu davranışlarında herhangi bir iyileşmeye meydan vermediği gibi tam aksine içgüdüleri doğrultusunda daha da saldırgan olmalarına sebep olabiliyordu.

Ama biz kendi öz irademizle, herhangi bir fiili kısıtlama olmaksızın, bir elimiz yağda bir elimiz balda olduğu halde Merkezi İradenin talimatı doğrultusunda hiçbir zorlama olmadan kendi arzumuzla oruç tutmak adı altında hiçbir şey yiyip-içmediğimiz gibi, Merkez İradenin sahibi Yüce Rabbimizin talimatı doğrultusunda, ne söz ve sohbetimizle, ne de bakışlarımızla hiç kimseyi rahatsız etmez, erdemli bir insan olarak kimsenin açığını, hoşuna gitmeyen tavrını ve görüntüsünü gözetlemeden önümüze bakar, başkasının dedikodusunu yapıp onların yüzünü kızartacak hiçbir söze kulak vermeden, dilimizle de hiç kimseyi incitmeden günümüzü akşam eder, iftarla birlikte Halil İbrahim sofrasında dostlarla bir araya gelerek muhabbet kazanını kaynatır hoş sedalarla gönlümüzü aydınlatır dostlarla omuz omuza, saf-saf yaptığımız secdelerle alınlarımızı parlatırız.

Hiçbir hukuk sisteminde, devleti oluşturan üç unsurdan en önemlisi ve tarih boyunca temel unsur olma özelliğini her zaman muhafaza etmiş olan insan unsurunun senede bir ay, hem insanın maddi varlığı olan biyolojik organizması, hem de ruh ve gönül varlığı olan mana varlığıyla birlikte bakıma alınıp yoğunlaştırılmış bir eğitime tabi tutulduğu başka bir hukuk sistemi yoktur. O kadar ki; sonuçları bayramla birlikte kamil insan olma noktasında toplum fertlerinin her biri üzerinde görülebilmekte, bilhassa gençleri daha asker olup cepheye gitmeden beş yıl önce, her sene bir ay gençleri sahurla birlikte erken kalkmaya, uykusuz kalmaya, aç ve susuzluğa karşı alıştırıp eğitmek suretiyle bir bakıma onları vatan savunmasına hazırlıyor ve asker olarak büyümeleri katkı sunuyordu. Böylece bu güne kadar mehmetcik en son Afrin olmak üzere destan yazmaktan hiç geri kalmadı.

 

SOSYAL DEVLET VE ORUÇ

 

Hele iftarlarda bize kurdurduğu muhabbet sofraları ile lokmamızı dostlarımızla bölüşmenin mutluluğu içinde adeta kendimizden geçmemiz hep ORUÇ sayesinde olmuştur. Hele de iftar soframızda bir garibanı misafir etme şerefine erdiysek, bir yetimin saçlarını okşayabildiysek ne mutlu bize, bizden bahtiyarı yoktur. Sorarım sizlere; siz tıka basa yiyip doyduğunuz  zaman mı daha mutlu olursunuz, yoksa bir garibe, bir yetime veya bir dostunuza ikram edip onun, kurmuş olduğunuz sofrada ‘‘elhamdülillah’’ dediğini duyduğunuz zaman mı? Öyle zannediyorum ki gariban veya dostunuzdan o ‘‘elhamdülillah’’ simgeli şükür ifadesini duyduğunuz zaman hissedeceğiniz mutluluk daha büyüktür.

Günümüzde çok dillendirilen ‘‘Sosyal Devlet’’ uygulamasının gerçekleştirmek isteği’de  işte budur. Ama ne yazık ki bu güne kadar bu iddiada bulunanlar Orucun gerçekleştirdiği sonucun on’da birini gerçekleştirememişlerdir.

Onlar tarih boyunca hep açlığın, ezilmişliğin edebiyatını yaptılar. Ama kendileri bolluk içinde, yedikleri önünde yemedikleri arkasında, bir gün bile aç kalmadılar. Dolayısıyla tok açın halinden anlamaz misali açın, garibin, ezilmişin halinden anlamaz onlar. Karl Marx dahil, hiçbiri bir garibi elinden tutup sofrasına oturtmamış açlığını gidermemişlerdir. Hep işin lafını etmiş, ama gariplerin omuzuna basa-basa sistemlerini oluşturmaya çalışmışlardır.

Ama biz Oruç sayesinde varlık içinde yüzsek bile, imsaktan gün batımına kadar aç susuz durmak suretiyle, garibin zavallının haliyle hem hal olup onların ömür boyu yaşadığı açlığı, her yıl Ramazan ayında Allahın emri doğrultusunda yaşar ve açlığın ne demek olduğunu beynimize kazarız. İşte bu sayede biz tarih boyunca garibin dostu olduk, mazlumun elinden tutup onu ayağa kaldırdık, sıkıntısını giderdik. Her yerde her zaman zalime dur dedik. Garibin, zavallının, yetimin başını okşadık, açlığını giderdik. Kapımızı çalanı boş geri çevirmedik. Hele hele açıkça bizden bir şey isteyeni hiç azarlayıp mahcup etmedik.

İşte bizlere açlığı yaşatmak suretiyle bizi eğiten, açlıkla hem hal kılıp hayatı boyunca aç olanın halini anlayabilme şuuruna erdiren Oruçtur. Biz onun sayesinde fakirin, garibin sıkıntısını giderme, soframızı onlarla paylaşma erdemliğini gösterebildik. En azından lokmamızı dostlarımızla bölüşme pratiğini göstererek sosyal devlet kavramının bilfiil uygulamasını bütün dünyaya gösterdik. Nitekim bu milletin evlatları yalnız kendi mahallesinde İl ve İlçesinde değil Afrika, Ortadoğu,  Balkanlar ve Türk Dünyası başta olmak üzere yurt dışında da iftarlarda Halil İbrahim sofralarını kurmaya devam ediyorlar. Bu mevsim hepimiz için kayırlara vesile olsun. Her birinizin Ramazanını kutluyorum. Arınmamıza, ayıkmamıza, bir ve beraberliğimize vesile olur İnşallah.

Kalın sağlıcakla sevgili dostlar.  




Yorum Yazın
  Düzce Postası'nı Takip Et
Twitter Takip Et
   
Yerel Haber
Gündem
Asayiş
Siyaset
Eğitim
Spor
Sağlık
Ekonomi
Çevre
Video Galeri
Foto Galeri
Resmi İlanlar
Yazarlar
Portreler
Anket
Ziyaretçi Defteri
Facebook
Twitter
Site Map
RSS
İnsan Kaynakları
Kurumsal
Künye
İletişim
Yukarı

Google-Translate | Turkish to English Google-Translate | Turkish to French Google-Translate | Turkish to German Google-Translate | Turkish to Russian Google-Translate | Turkish to Italian Google-Translate | Turkish to Spanish Google-Translate | Turkish to Arabic Google-Translate | Turkish to Japanese
Google Translate

Serbay Interactive
© Copyright 2004 - 2018 Düzce Postası Gazetecilik Matbaacılık Ltd. Şti. Dijital Reklam Ajansı: Serbay Interactive
Emlak8