Anasayfa   Anasayfa Anasayfa İnsan Kaynakları   İnsan Kaynakları İnsan Kaynakları Anasayfa   Künye Anasayfa Anasayfa   İletişim
Düzce Postası
Düzce Postası Hava Durumu Düzce : 25.8
18.07.2019
Anasayfa   ANASAYFA   Yerel Haber   YEREL HABER   Gündem   GÜNDEM   Gündem   ASAYİŞ   Asayiş   SİYASET   Siyaset   EĞİTİM   Eğitim   SPOR   Spor   SAĞLIK   Sağlık   EKONOMİ   Ekonomi   ÇEVRE  
  Video Galeri   Video Galeri   Foto Galeri   Foto Galeri   Resmi İlanlar   Resmi İlanlar   Yazarlar   Ünlü Düzce'liler   Ünlü Düzce'liler   Anket   Anket   Ziyaretçi Defteri   Ziyaretçi Defteri   Künye   Künye   İletişim   Kurumsal   Kurumsal   İletişim  
   
Mehmet ŞİMŞEK

Yârdan geçilir ama Düzce'den geçilmez

24.06.2019 - 09:31:26

TÜRK Edebiyatının en önemli isimlerinden Rıfaz Ilgaz'ın kızı sanatçı Fatma Defne Ilgaz 5 yıldan beri Düzce’de yaşıyor. Bu kent onun hayatında çok önemli bir yer tutuyor. Aslında her şey Saraybosna günlerinde başlamış. 

Saraybosna'yla Düzce arasındaki simetriyi şöyle anlatıyor: “Düzce benim hayallerimdeki şehir. Saraybosna ile Düzce’nin fiziki, coğrafi yapısı, yaşantısı, sesi, ışığı, yolları, dereleri, dağları, ağaçları o kadar birbirine benziyor ki…  Demografisi de öyle. Benim Boşnak gelinim Düzce’ye geldi ve oğlumla burada evlendi. Gelinim de aynı şeyi söylüyor, ‘Düzce bizim oralara çok benziyor’ diyor.  Ben dağ, pınar, oksijeni bulduğum yerde çok mutlu oluyorum. Elazığ’da da bunu bulmuştum, orası da Düzce gibi düzlüktü. Şimdiye kadar en uzun kaldığım yer Düzce… Rekora gidiyorum, beşinci senemi tamamladım. Şimdiye kadar hiçbir yerde bu kadar uzun süre kalmamıştım. Düzce’den kopamıyorum, çok seviyorum. Sabahları çok mutlu uyanıyorum. Burada kalıcı konutlarda oturuyorum. Kuş sesleriyle uyanıyorum. Her sabah penceremi açarak uyanıyor, akşam güneşin batışını seyrederek günü tamamlıyorum. Bu durum beni çok mutlu ediyor. Penceremden gördüğüm gün batımının ilk günkü hayranlıkla her akşam fotoğrafını çekiyorum.

 

“EĞER BİR ŞEHİR SİPARİŞ EDEBİLSEYDİM BU DÜZCE OLURDU”

Ilgaz, Düzce’yle Saraybosna arasında kurduğu ilişkiyi daha da global bir perspektifle genişletiyor ve deyim yerindeyse doğu-batı sentezinin ortasına bu kenti oturtuyor: “Bir çok alternatiflerim olmasına rağmen Düzce’de yaşamak benim kendi seçimim. Saraybosna’nın ortasından dere geçiyor, çanak gibi. Hatta Saraybosna kuşatması o yüzden oldu. Dağlarla kuşatılmış, düz bir şehir. Civar köyleri, ağaçlar arasında çok güzel yaşantılar görürsünüz keşfe çıkarsanız. Aynı Düzce’deki gibi ağaç evler, sivri çatılı evler boldur. Gerçekten sipariş versem bu kadar olur, Düzce de böyle bir şehir. Tam istediğim gibi bir yer. Farkında mısınız bilmiyorum ama öncelikle çok Avrupai bir şehir. Kuzey ülkelerine benziyor,  İsviçre gibi. Burası Alpleri hatırlatıyor bana, o coğrafyayı görüyorum. Heidi’nin memleketi gibi. Milka çikolatasının üstündeki kızın dünyası gibi. Bu şehirde Avrupa kokusu var.  Bu bir marifet değil biliyorum. Aynı zamanda Düzce bir Anadolu şehri.  Bir diğer açıdan Batı Karadeniz.”

Düzce’yi böylesine bir merkeze oturtan Defne Ilgaz’ın bu şehirle ilk temasının nasıl olduğunu merak edip soruyorum. Aldığım yanıt oldukça çok kuşatıcı: 

 

“BURADA İLAÇ KULLANMADAN NEFES ALABİLDİĞİMİ HİSSETTİM”

İTÜ’de hocaydım. 2014 senesi, dönemi bitirmek üzereyiz. Bayram tatili var. Burada kızım gibi sevdiğim Esra Oğuz var. Aynı zamanda gitar öğrencimdi. Düzceli kendisi. Kurduğum SİTEM derneğinde asistanım. Düzce Üniversitesi’nde görevlendirildi. Dernekteki faaliyetleri vesilesiyle Polonya’da okudu, ardından devlet bursuyla Hollanda’da yüksek lisans yaptı. Türkiye’ye dönünce devlet onu Düzce Üniversitesi’ne gönderdi.  Ben de o günlerde bayram tatilinde oğlumu yanıma alıp Düzce’ye Esra’nın yanına geldim.  Esra’nın kalıcı konutlardaki evine misafir olduk.  Boğaziçi Üniversitesi mezunu. Batı eğitiminden geçtiği için Düzce’de görevini bitirip İstanbul’a dönmek için gün sayıyordu.  Düzce Üniversitesi’nden birisiyle hayatını birleştirdi. Hala Düzce’de yaşıyor ve burayı çok seviyor. Oğlum Sina Düzce’yi gördüğünde “Anne burası adeta Saraybosna” dedi.  Saraybosna’yı çok özlüyorduk. Oğlum Düzce’de olmaktan çok mutlu oldu. Yine çalkantılı bir dönemdi. Annem ağır hastaydı ve son günlerini yaşıyordu. Bunun üzerine tatsız bir miras kavgasının içinde bulduk kendimizi. İstanbul’dan uzaklaşmak istedik. Böylesi çalkantılı bir dönemde oğlumla soluğu Düzce’de aldık. Geldik Düzce’ye. Birkaç gün içinde benim astım hastalığım geçti. İlaç kullanmadan nefes alabildiğimi fark ettim burada. Çok ağır bir astımım vardı. O günlerde aşırı nüksetmişti. Ve ben Düzce’de hiç ilaç kullanmaya ihtiyaç duymadım. Geceleri çok rahat uyudum. Oğlum da aynı şekilde huzura kavuştu. Dediğim gibi oğlum burayı çok sevdi ve “Düzce’ye yerleşsek mi?” dedi. Sonra tekrar İstanbul’a döndük ama aklımız hep Düzce’de. Bir müddet sonra okullar kapanınca kısa bir tatil için yine Düzce’ye geldim. Yaz okulum başlayacaktı. O kısa tatilde, sessizlikte, İstanbul’dan uzakta çok radikal kararlar aldım. İTÜ’den istifa ettim. O yaz mevsimini hiçbir yere gitmeden Düzce’de geçirdim.   İşte şimdiki evi Esra’dan devraldım. Hala o evin içindeyim. Bana çok başka evler de gösterdiler. Ama evin direk ormana bakıyor oluşu, gün batışını en yüksek bir yerden seyrediyor oluşum beni bu mekâna bağlı kılıyor.”

 

“İKİNCİ EVLİLİĞİN EŞİĞİNDEN BU ŞEHİR YÜZÜNDEN DÖNDÜM”

Sanatçıya ‘Düzce Türküsü’ adlı çalışmasını hatırlatarak orada “Yârdan geçilir Düzce’den geçilmez” sözlerinin taşıdığı özel bir anlamı olup, olmadığını sorduğumda aldığım cevap gerçekten çok ilginç: “O sırada bir evlilik ihtimali vardı. Çok uzun yıllardan sonra ikinci kez evlilik durumu vardı. Oğlumla birlikte Düzce’ye yerleşince bu kişi beni Düzce’de duramaz, yapamaz İstanbul’a gelir diye bekledi. Biz onu Düzce’ye davet ettik, burada devam edelim dedik. O beni İstanbul’a davet etti. Bu olmadı. Ne o geldi buraya, ne de biz oraya gittik. Evliliğin eşiğinden döndüm. Düzce’de kurduğum yaşantı nedeniyle, hayatımın burada yoluna girdiği, İstanbul’da yapamayacağımı söyledim. Oğlum da Düzce’den yana duygularını kullandığı için ben inat ettim. Oğlum “hadi İstanbul’a dönüyoruz” diye tavır gösterseydi, gidebilirdim belki de. Oğlum “Düzce çok güzel buradan kıpırdama anne” dedi. Uzun bir süre Düzce’de kaldı. Sonra karısıyla burada evlendi, sonra Saraybosna’ya gittiler.

 

“GELECEKLE İLGİLİ KARARLARIMDA DÜZCE DE VAR”

Şarkıdan konuşmaya devam ediyoruz Defne Hanım’la.  Düzce’ye ilişkin olarak çalışmalarının şarkıyla sınırlı kalmayacağına dair tahminimde yanılmadığımı anlıyorum: “O kadar çok var ki. Büyük bir film çekmek. Sinema mezunuyum. Bu işin hocasıyım.  Alanım da avangard, deneysel diyebileceğimiz bir alan. Çok büyük kitlelere hitap eden bir sinema yapmıyorum.  Bir sanat filmi belki. Düzce’nin dekor olduğu bir şey yapmayı kesinlikle çok istiyorum. Birçok şarkımın dekoru oldu Düzce. Son şarkılarım burada çıktı. Gerçekten yeniden doğuş yaşıyorum Düzce’de. Bir gün hayatım incelenirse “Düzce’den önce-Düzce’den sonra” diye incelenecektir.  Buna çok eminim. Sanat çizgim, tarzım, şarkı söyleyiş biçimim, yazı stilim değişti. Hayatımla ilgili o kadar çok şekillendi ki Düzce’de. Gelecekle ilgili çok önemli kararlarım var. Şimdilik açıklayamam ama, o kararların da bir kenarında Düzce var. Dediğim gibi gönlümde Düzce’nin dekor olarak kullanılabileceği bir sinema filmi var.”

 

“BURASI HAYATIMI DÜZELTTİĞİM, DÜZENLEDİĞİM YER”

Defne Hanım’a hazırladığım soruların yarısını bile soramadım vaktimiz doluyor. Son olarak yaşamayı tercih ettiği bu şehrin kendisinde nasıl bir imge oluşturduğunu soruyorum. Verdiği cevap paragrafın sonuna üç nokta atmayı hak ediyor:

“Düzce’nin insanı düze çıkarttığıyla ilgili benim kafamda bir metafor var. Yani hayatımın düze çıktığı, hayatımı düzenlediğim, düzelttiğim Düzce kelimesinin etimolojisiyle çok ilintili metaforlar var kafamda. Hayatımın rayına oturması, her şeyin yerli yerinde olması. Biliyorsunuz burada Kafkas kökenli insanlar var. Kafkas insanlarının evleri, barkları, bahçeleri çok düzgündür. Kendileri de çok düzgün ve tertipli insanlardır. Kendileri gibi hayatlarında da çok ciddi disiplin vardır. Rahat ve özgüvenli duruşları olmasına rağmen derli toplular. Bir asker gibi belli kurallara sıkı sıkıya bağlı oldukları hayatları var. Bu düzeni, bu düzgünlüğü o kadar hissediyorum ki dolaşırken.  Yollar, bahçeler, evler her şey bana asayiş etkisi veriyor. Özetle asayiş berkemal durumu. Böyle insanlar istedikleri kadar kendi içlerinde deli dolu duygular yaşasınlar ama Düzce’de hep bir sakinlik, asalet, bir kontrol, bir dikkatli olma hali var. İnsan burada kendini güvende hissediyor...”

Yârdan geçilir ama Düzce'den geçilmez


Yorum Yazın
  Düzce Postası'nı Takip Et
Twitter Takip Et
   
Yerel Haber
Gündem
Asayiş
Siyaset
Eğitim
Spor
Sağlık
Ekonomi
Çevre
Video Galeri
Foto Galeri
Resmi İlanlar
Yazarlar
Portreler
Anket
Ziyaretçi Defteri
Facebook
Twitter
Site Map
RSS
İnsan Kaynakları
Kurumsal
Künye
İletişim
Yukarı

Google-Translate | Turkish to English Google-Translate | Turkish to French Google-Translate | Turkish to German Google-Translate | Turkish to Russian Google-Translate | Turkish to Italian Google-Translate | Turkish to Spanish Google-Translate | Turkish to Arabic Google-Translate | Turkish to Japanese
Google Translate

Serbay Interactive
© Copyright 2004 - 2018 Düzce Postası Gazetecilik Matbaacılık Ltd. Şti. Dijital Reklam Ajansı: Serbay Interactive
Emlak8