Anasayfa   Anasayfa Anasayfa İnsan Kaynakları   İnsan Kaynakları İnsan Kaynakları Anasayfa   Künye Anasayfa Anasayfa   İletişim
Düzce Postası
Anasayfa   ANASAYFA   Yerel Haber   YEREL HABER   Gündem   GÜNDEM   Gündem   ASAYİŞ   Asayiş   SİYASET   Siyaset   EĞİTİM   Eğitim   SPOR   Spor   SAĞLIK   Sağlık   EKONOMİ   Ekonomi   ÇEVRE  
  Video Galeri   Video Galeri   Foto Galeri   Foto Galeri   Resmi İlanlar   Resmi İlanlar   Yazarlar   Ünlü Düzce'liler   Ünlü Düzce'liler   Anket   Anket   Ziyaretçi Defteri   Ziyaretçi Defteri   Künye   Künye   İletişim   Kurumsal   Kurumsal   İletişim  
   
Prof.Dr.Celal ERBAY

Bu yıl mahzun'du bayram!

27.05.2020 - 18:18:49

HER yılki gibi şen ve şakrak değildi bu yılki bayram... Gerçi her halinden belliydi, mevcut şartların ahvaline şükür ve hamd üzre olduğu... Ama haksız da değildi; zira alışıktı o, engin sofralara ev sahipliği yapmaya, dostları kavuşturup Hak sevgisi etrafında lokmalarını paylaştırmaya... Bu yıl ne zaman, ne de zemin şahit olamadı buna, maziye mal olmuş geçmişin hatıralarını yâdına salmakla hem o, hem de biz teselli bulduk mazinin hatıralarımızda kalan izlerinde.

İyi ki gönlün arşivi, hafızanın subut belgeleri canlı ve diri bir şekilde duruyordu her birimizin yâdında... Yahya Kemal'in bir bir hatırladığı gibi geçen sonbaharları, biz de hatırladık bir bir geçirdiğimiz Ramazanları... İdrak edilen sahurlar, sokaklara taşan mukabele nağmeleri, sabahın seher vaktinde bülbül sedaları ile bütünleşen ezan sesleri... Başlayan yeni günle beraber sokağa yansıyan sahurun huzuru; mütebessim çehreler, teati eden selam ve dua içerikli temenni ve niyaz cümleleri... Oruca saygı itibariyle hafif seyreden mesai saatleri ve ikindi sonrası başlayan eve dönüş koşuşturmaları... Bununla birlikte, yoğunlaşan fırın önleri kalabalıklılığı ve ortalığı kaplayan raiha ve buharlarıyla birlikte evlere taşınan sıcacık pideler...

Ve nihayet iftara değil, nefse karşı elde edilen sabır ve metanet dolu başarının mukafatını müjdeleyen zafer toplarının gür sesi ve onu takip eden bağımsızlığımızın sesli sembol ve ilanı; semalarımızda nazlı nazlı sedalanan Ezan-ı Muhammedi'ler... O'nu duymakla,  yeme-içmeye yönelik elde ettiğimiz serbestisi doğrultusunda Halil İbrahim sofrasını andıran İftar sofralarının etrafında, O'nun için oruç tuttuğumuzu beyanla lütfettiklerine şükür ile orucumuzu açar, zafer topunun sevincini dostlarımızla beraber iftar sofrasında yaşardık...

Çayın en çok özlendiği an sanki gelip çatmıştı... Birbirini takip eden silme dolu bardaklar ve yavaş-yavaş yükselmeye başlayan günün son ezanı; Yatsı namazı ile birlikte Teravih'e yönelik çağrı... Bizim kültürümüzde Ramazan, tutulan orucuyla, kurulan iftar sofralarıyla, ev ve Camilerden yükselen mukabele sesleriyle, yaşlı-genç, kadın-erkek demeden herkesin iştirak ettiği Teravih namazı ve bu esnada ortalığı kaplayan selat-u selam sedalarıyla birlikte, hem yoğunlaştırılmış bir ibadet ayı, hem lokmaların bölüşüldüğü, fıtır sadakası ve zekatla yardımlaşma ve kaynaşmanın zirveye ulaştığı hem de bilhassa Teravih ve selat-u selamları vasıtasıyla toplumsal bir coşku, deşarj ve ruhu arındırma mevsimidir.

Öyle zannediyorum ki kültürümüze yansımış haliyle geçmişin kıymetini bilelim, harsımızı ve değerlerimizi yaşatalım diye, Rabbimiz bize bu virüs ile bir uyarı mesajı gönderdi ve biz bunun sonucu olarak evimize kapanmak zorunda kaldık. Bunun sonucunda Ramazanı hanemizde, yuvamızdan uçuramadığımız evlatlarımızla birlikte, Kitabımızla tesbih ve seccademizle başbaşa kalarak, hiç dışarı çıkmadan ağırladık. Ancak minarelerimizden yükselen ezan ve selat u selam sedalarına evimizden kulak verdik, duyduğumuz sesin çağrısına uyarak gerekeni yaptık... Buna da şükür... Rabbim beterinden saklasın.

 

 

KAYBEDEN YALNIZ BİZ OLMADIK!

Kültürümüzde, Bayramlar bizim coşku günlerimizdir. O kadar ki; heyecanı bir-iki gün öncesinden  kaplar bizi...O heyecanla bayram gecesi rahat uyuyamayız... İmsakla birlikte semaları dolduran ezan sesleri doğrultusunda, çağrıya uyarak koşarız gök kubbe misali, Sinanların, sutunlar  üzerine yerleştirdiği miğferlerin altına... İtri'nin bestelediği tekbirlerle coşar, dalarız derinliklere... Cemat-ı Kubra'ya dönüşen gönüldaş ve kıbledaşlarla birlikte el açar yalvarırız Yaradan'a; bütün olumsuzluklardan şer ve şerirlerin, onların en büyüğü ve lideri olan şeytanın şerrinden sığınırız O'na... Fatihayla birlikte artık zirveye ermiştir coşkumuz... Tutamayız kendimizi kucaklarız birbirimizi... Bununla da yetinmez , sıraya girer uzun kuyruklar oluşturuncaya dek  bayramlaşır, birbirimizi dualarımızla birlikte Allah'a ısmarlar, O'nun himayesine tevdi ederiz.

Artık toplumsal coşku zirve yapmış doyum noktasına ermiştir.. Bu coşkuya sükunete eren gönlümüzle birlikte bir yerlere götürmek gerek...Töremiz bize yön çizmiş; bayram sabahı  yaşadığınız sevincinizi hanenizden önce kabristanda sizin coşkulu günlerinize şahit olmak isteyen ulu babalarınıza götürün diye...Bizde ona uyar toprak altındaki Yaranımıza  ve ulu babalarımıza doğru yol alırız. Rahmet ve mağfiret dileklerimizle birlikte hazırladığımız Yasin demetlerinin eşliğinde paylaşırız onlarla coşkumuzu, bir daha yadımıza salarız mazimizi, hayıflandığımız günleri teker teker hatırlar tazeleriz pişmanlığımızı... Böylece bir kere daha bütünleşiriz; geçmişimizle şühedanın ervahıyla... Yalnız Afrin'in değil İstanbul'un, Niğbolu'nun Çanakkale'nin yiğitleriyle... Kısaca tarih ve onu oluşturan milli ruhla bütünleşir, o halimizle birlikte döneriz evlerimize... Hem bayramı, bayram sabahı coşkusunu, tarihi ve onu oluşturan ecdad ruhunu götürürüz hanemize. Böylece doyum noktasına eren, Yaradan'ın belirlemesi ile “mutmain olan bir gönülle” otururuz bayram sabahı kahvaltı sofrasına...

İşte o sofra cennet sofralarını andırırcasına ne hoş bir sofradır... Mazi ile halin buluştuğu büyük ümit ve dualarla geleceğin inşa edildiği bir sofradır O. Doğrudur, karşılaştığımız bu virüs musibeti bayramımızın tadını kaçırdı, hatta daha da ileri giderek ecdadımızın ervahı ile aramıza fizik alemde engel üretip, milletimizin bayram coşkusunu geçmişiyle paylaşmasına engel oldu. Ama hiç önemli değil, bırakın yakın geçmişimizi, bizim 751 Talas Savaşı dahil, 1071'de Anadolu'ya ayak bastığımız Malazgirt Zaferinden bu yana gönül arşivimiz her şeyi günü gününe tutmuş, lüzum hasıl olduğunda gönlümüzün sahibi, hatıralarımızı canlandırmak suretiyle her şeyi gözümüzün önüne sermeye muktedirdir. O'nun yardımı himayesi bize yeter de artar bile...  Yeter ki; O elini üzerimizden çekmesin, bizi her daim koruyup gözetsin...

Engeller kalkınca bayram coşkunuzu geçmişlerinizle paylaşmanız arzusuyla her birinizin geçmiş bayramını bir daha kutlar, bundan böyle, engelsiz-virüssüz Ramazanlara kavuşmanızı ve Kültür değerlerimiz doğrultusunda sahuruyla, iftarıyla, Teravihiyle, bayram coşkusuyla daha nice Ramazanlara kavuşmanızı diler, her birinizi Rabbimin himayesine emanet ederim.

Kalın sağlıcakla sevgili dostlar.

 

 




Yorum Yazın
  Düzce Postası'nı Takip Et
Twitter Takip Et
   
Yerel Haber
Gündem
Asayiş
Siyaset
Eğitim
Spor
Sağlık
Ekonomi
Çevre
Video Galeri
Foto Galeri
Resmi İlanlar
Yazarlar
Portreler
Anket
Ziyaretçi Defteri
Facebook
Twitter
Site Map
RSS
İnsan Kaynakları
Kurumsal
Künye
İletişim
Yukarı

Google-Translate | Turkish to English Google-Translate | Turkish to French Google-Translate | Turkish to German Google-Translate | Turkish to Russian Google-Translate | Turkish to Italian Google-Translate | Turkish to Spanish Google-Translate | Turkish to Arabic Google-Translate | Turkish to Japanese
Google Translate

Serbay Interactive
© Copyright 2004 - 2018 Düzce Postası Gazetecilik Matbaacılık Ltd. Şti. Dijital Reklam Ajansı: Serbay Interactive
Emlak8