Anasayfa   Anasayfa Anasayfa İnsan Kaynakları   İnsan Kaynakları İnsan Kaynakları Anasayfa   Künye Anasayfa Anasayfa   İletişim
Düzce Postası
Anasayfa   ANASAYFA   Yerel Haber   YEREL HABER   Gündem   GÜNDEM   Gündem   ASAYİŞ   Asayiş   SİYASET   Siyaset   EĞİTİM   Eğitim   SPOR   Spor   SAĞLIK   Sağlık   EKONOMİ   Ekonomi   ÇEVRE  
  Video Galeri   Video Galeri   Foto Galeri   Foto Galeri   Resmi İlanlar   Resmi İlanlar   Yazarlar   Ünlü Düzce'liler   Ünlü Düzce'liler   Anket   Anket   Ziyaretçi Defteri   Ziyaretçi Defteri   Künye   Künye   İletişim   Kurumsal   Kurumsal   İletişim  
   
Prof. Dr. Celal ERBAY

24 Kasım Öğretmenler Günü’nde alabileceğim en büyük mükafat!

26.11.2020 - 10:27:28

SEVGİLİ dostlar; geçtiğimiz Salı günü “24 Kasım Öğretmenler Günü” idi. Senede, bir gün ayrılmıştı öğretmenlerimize. Her yıl 24 Kasım’da, daha kabarık duygularla dolu-dolu anarız onları, yaad ederiz hatıralarını… Taa ilkokul yıllarımızdan itibaren, onlar da yanımızda olduğu halde adeta yeniden çıkarız hayatın merdivenlerini, hem de basamak basamak…

Hatırlarız düşe-kalka yürüdüğümüz, adeta cıvıldaşarak arkadaşlarımızla koşuşturup kaynaştığımız günleri. Hep hatırlarız mektepli olduğumuz yılların, bizde iz bırakan cefakar kahramanlarını… Söz ve davranışın güzelini şahsında örnekleyip bilmediğimizi bize öğreten eli öpülesi öğretmenlerimizi… Aradan geçen yıllara rağmen sanki haftanın ilk gününde, Pazartesi sabahı, girişte; bayrak direğinin önünde dizilmişiz sınıf-sınıf, boy-boy… Başımızda öğretmenimiz, ses veriyor bize…”Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen Alsancak” diye… O körpe ciğerlerle, ama canlı, diri ve heyecanlı yüreklerle tamamlayıp ruhumuza nakşettiğimiz İstiklal Marşımız ile beraber şanlı Bayrağımızın göndereden indirilişine, büyük bir titizlikle katlandıktan sonra, huzurumuzda öğretmenimiz tarafından öpülüp ilgilisine teslim edilişine sanki şu an  yeniden şahit oluyoruz… Bana o anları hatırlatıp yaşatan Rabbime hamdediyorum; gönlümde o alt yapıyı oluşturan, karakter harcımızı samimiyetle karıp bize bütün bilmediğimi öğreten öğretmenlerimize minnettarlığımı tekrarla, her birine can sağlığı ve uzun ömürler diliyorum. Şayet Emr-i Hak vaki olmuş ise her biri hakkında Rabbimin sahipkarlığını ve rahmetini diyorum.

Sevgili dostlar bildiğiniz gibi eğitim-öğretim kademe-kademe, basamak-basamak… Temel, ilköğretim safhasında atılıyor, daha sonra her bir şahıs ailesinin rehberliğinde, özel kabiliyet, beceri ve tercihleri doğrultusunda, elde etmek istediği nihai sonuca doğru orta ve yükseköğretimin basamaklarında ilerliyor. Ben de ilkokul’dan sonra hamim, rahmetli ağabeyimin işarı ile İstanbul İmam-Hatip Okulunda tahsil hayatıma devam ettim. Orada çok değerli eli öpülesi öğretmenlerimiz oldu. Hüseyin Karagöz’ler, Mahmut Bayram’lar, Bekir Topaloğulları, Hayreddin Karaman’lar ve daha niceleri…

Bizim asıl karakter hamurumuz İstanbul Fatih, Fetiye sırtlarındaki adını yukarıda verdiğim Kartal yuvası, o ilim ve irfan kazanında; ancak örnek olarak birkaçının adını zikrettiğim o cefakar yiğit öğretmenlerimiz tarafından yoğruldu… Ruh ve manamız onlar tarafından orada şekillendirildi. Ama onların çoğu Ötelere Doğru bırakıp gittiler bizi… Rahmet niyazı ile yüklü Fatihalar bekliyor her biri, taşıdıkları bayrağı ellerine teslim ettikleri biz talebelerinden… Ruhları şaad olsun, Rabbim rahmetini eksik etmesin onlardan. Biz şahidiz ki; onların zor şartlar altında, Allah’dan ve Ahlak’dan bahsetmenin suç sayıldığı dönemlerde, bayrağı yere düşürmediler... Bütün riskleri göze alıp, çetinliklere göğüs gererek görevlerini bihakkın yerine getirdiler. Rabbim karşılarına getirsin.

Tahsil hayatının, olma ve olgunlaşmadaki zirvesi yükseköğrenim dönemidir. Bizim de gerek İstanbul Yüksek İslam Ensititüsü’nde olsun, gerek İstanbul Hukuk Fakültesinde olsun, çok değerli hocalarımız öğretmenlerimiz oldu. Ama şu hususu itiraf etmeliyim; İstanbul Yüksek İslam Enstitüsündeki hocalarımızla, aramızda varlığına şahit olduğumuz ilgi-alaka, karşılıklı irtibat, etkileşim ve samimiyetin Hukuk Fakültesi’nde de varlığına şahit oldum dersem, fiili durumu yansıtmayan, mübalağalı bir beyanda bulunmuş olurum. Elbette ki bunun diğer sebepleri yanında en önemli sebebi Yüksek İslam Enstitüsünde bir sınıfta en çok 60-80 öğrenci mevcutken, Hukuk Fakültesinde, bir sınıfın öğrenci sayısının bin civarında olması idi.

Dolayısıyla Yüksek Öğretime yönelik gönlümde iz bırakan öğretmenlerim daha çok Yüksek İslam Enstitüsündeki hocalarım olmuştur. Birkaçını sayacak olursam; rahmetli Mahin İz, Kemal Edip Kürkçüoğlu, Mehmet Sofuoğlu, Selçuk Eraydın, Bekir Topaloğlu bunlardan birkaçıdır. Rabbim, huzuruna gelenlere rahmet eylesin, hayatta olanlara sağlıklı uzun ömürler versin.

 

BEN DE ÖĞRETMEN OLDUM!

Sözleşmiştik birkaç arkadaşımla, Lise fark derslerini de verip, hem Hukuk Fakültesine hem de Yüksek İslam Enstitüsüne devam edeceğiz birlikte, diye… Dediğimizi yaptık ve aynı yıl hem Yüksek İslam Enstitüsü’ne hem de Hukuk Fakültesine girdik. Hedefimizi çok önceden belirlediğimiz için gösterdiğimiz ciddiyet sonucu takılmadan yolumuza devam ettik ve her iki taraftan da bir dönem farkıyla mezun olduk.

Yüksek İslam Enstitüsü diplomasıyla Din bilgisi ve Ahlak Kültürü öğretmeni sıfatıyla Milli Eğitim Bakanlığına intisab ettik, Hukuk diploması ile de stajımızı tamamladıktan sonra Avukatlık yapmaya başladık. Fakat o dönemde hocalarımızın etkisiyle bizde sevdaya dönüşmüş  bir arzu ve hedef vardı… O da, o zamanki adıyla, mutlaka bir Yüksek Öğrenim Kurumuna Asistan olmak… Rabbim nasib eyledi, sevdamız gerçekleşti, arkadaşlarımızla aramızdaki paylaşım doğrultusunda ben sınavdan sonra Konya Yüksek İslam Enstitüsünde İslam Hukuku Asistanı olarak göreve başladım. Daha sonra İstanbul Hukuk Fakültesindeki Yüksek Lisans çalışmalarım sebebiyle naklen İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü İslam Hukuku Asistanlığına geçtim ve mezun olduğum kurumun eğitim öğretim kadrosunda yerimi aldım.

 

ÖĞRETMENİM EMRETTİ!

Akademik çalışmalarımız usulüne uygun bir şekilde devam etti ve nihayet 1993 yılında doçent oldum. O günlerde İstanbul İmam-Hatip’de bizzat Kur’an-ı Kerim dersimize giren Tayyar Altıkulaç hocamı ziyaret etmiştim. Elde ettiğim akademik sonucu hocamla paylaştım, hocam beni tebrikten sonra, Türkiye Diyanet Vakfının Bakü Devlet Üniversitesi ile yapmış olduğu protokol doğrultusunda, Bakü Devlet Üniversitesine bağlı bir İlahiyat Fakültesi açtıklarını, 10’u Türkiye’den, İmam-Hatip okulu mezunu olmak üzere, 50’si Azerbaycan vatandaşı toplam 60 öğrenci aldıklarını söyleyince ben heyecanlandım ve “hocam, bize de hizmet düşerse bilmiş olasınız ki, ben emrinize hazırım” dedim.

Gerçekten çok duygulanmıştım… O anda Boraltan Köprüsünü geçip Anayurda iltica eden, ama zamanın Türkiye’si tarafından Staline iade edilmeleri sonucu kurşuna dizilen 146 şehit soydaşımız gözlerimin önüne geldi! Duygularımı dışa vurmuş, hocamı da etkilemiştim ki; aradan 10-15 gün geçmedi, hocam beni aradı ve valizini hazırla Bakü’ye gidiyorsun dedi. O günlerde yaşım 40’ı aşkındı. Hiç tereddüt etmeden “ömrümün zekatı olsun” deyip hocamın talimatına uydum ve ailecek cephe ruhuyla Bakü’ye yönelik yola koyulduk.

 

İYİ Kİ ÖĞRETMEN OLMUŞUM

Tarih 21 Kasım 1993’dü, hocamla birlikte ailecek varmıştık Bakü’ye…Ertesi gün Bakü Devlet Üniversitesi Edebiyat Fakültesinin bir katında eğitim öğretimine devam etmekte olan İlahiyat Fakültesine ulaştığımızda tanış olmuştuk mevcut hocalarıyla öğrencileriyle… Fakülte bir yıl önce açılmıştı. Hazırlık dahil ancak birinci sınıf mevcuttu o yıl itibariyle. Öğrenci sayısı ise hazırlık sınıfıyla birlikte 100-110 civarındaydı… Bomboştu zihinleri öğrencilerimizin, biz dolduracaktık onların gönüllerini… Tam iki buçuk yıl birlikte ağladık 1990- 20 Yanvar’da (Ocak’ta) gerçekleşen Rus işgaline, Karabağ’a ve 1918’den bu yana geçmişin karanlıklarına…

Zaman tünelinden gittik maziye, birlikte şahit olduk “ Kutlu Doğum Gecesi” nin olağan üstü ahvaline… O eşsiz rehber, mümtaz şahsiyetle büyüdük birlikte, hem de hayal aleminde… Hicretine şahit olduk, rehberliğinde Bedir’e iştirak ettik, birlikte Medine’nin etrafına Hendek kazdık, Veda Hutbesi’ni irad ederken, onun sadık dostunun gözyaşlarına birlikte şahit olduk…

İşte ben, sayılı günlerimin hitamında bırakıp geldim onları orada, hem de işbaşında, cephede, nöbet üzre… Ama irtibatımız hiç kopmadı. Üstlendikleri sorumluluğu ifa ettiklerini yerinde görebilmek ve onun huzurunu duyabilmek için daha düne kadar her yıl ziyaret ettim onları… Rabbim onların gayretlerine bereket, sözlerine “tesir” lütfet! Azerbaycan halkı onların gayret ve hatırlatmalarıyla özüne dönmede ulu babalarının haliyle hallenmede, bayrak, vatan, millet ve şehadet ruh ve aşkıyla yeniden dirilmede gecikmedi ayağa kalktı ve aynı ruh bütünlüğü içerisindeki ordusuyla bütünleşerek Karabağı geri aldı.

Ordu Karabağ’da vuruşurken öğrencilerim de oluşturdukları ekiplerle, cephe gerisinde bilhassa  şehitlerin aileleriyle ve yakın çevresiyle irtibata geçerek onları teselli ediyor, halkı cihad ruhu içinde canlı ve diri tutuyorlardı. Ta ki Şuşa’ya bayrak dikilene ve Ermeni mağlubiyeti kabul edene kadar.

Öğrencilerim beni arayıp tebrik ettiler ve aynen şöyle dediler; “Hocam bu zafer senin bize verdiğin, gönlümüze yerleştirdiğin, bizim de Azerbaycan halkına yansıttığımız o ruh ve mananın, şecaat ve karakterin elde etmiş olduğu bir zaferdir. Seni tebrik ediyoruz. Allah senden razı olsun.”

İşte sevgili dostlar benim bu yılki öğretmenler gününde aldığım en büyük mükafat bu cümlelerin içinde saklı olan ruh ve mana, gayret ve alın teridir. Emeklerimizin karşılığını bizlere lütfeden Rabbime hamd olsun. 

Bu arada bütün öğretmenlerin ve Bakü’de birlikte görev yaptığım başta Kemal Atik, Ali Ulusoy ve Ali Resuloğlu olmak üzere Azeri-Türk bütün hocalarıma teşekkürle öğretmenler gününü kutluyorum. Ayrıca ilkokuldan akademik çalışmalarımın nihayetine kadar kendilerinden yararlandığım bütün hocalarıma minnettarlığımı ifade ile her birinin öğretmenler gününü tebrik ediyorum… Hakka kavuşanlara rahmet, sağ olanlara sağlıklı uzun ömürler diliyorum.

Kalın sağlıcakla sevgili dostlar.




Yorum Yazın

                                                           Yorumlar                                                            
Öğretmenler gününüz kutlu olsun, bir ömre ancak bu kadar hizmet sığar, siz daha fazlasını yaptınız. Herkeze güzel işlere vesile olmak nasip olmaz. Ben okurken yoruldum. Allah razı olsun.
Hasan Kudal - 28.11.2020

 Katılıyorum  Katılmıyorum 

%50,00

Duygulanarak okudum sayın hocam. Eski günleri hatırladım. Rabbime sonsuz hand olsun ki, sizin gibi değerli hocalarımıza karşılaşmak, sizden hayat dersi ilim okumak fırsatı verdi bize. Ne mutlu bizlere. Selam ve saygılarımla
Azer Abdurrahman - 27.11.2020

 Katılıyorum  Katılmıyorum 

%50,00

Allah razı olsun aziz hocam. Biz de sizin yolunuzu Mısırda devam ediyoruz.
Seymur Nasirov - 26.11.2020

 Katılıyorum  Katılmıyorum 

%50,91

  Düzce Postası'nı Takip Et
Twitter Takip Et
   
Yerel Haber
Gündem
Asayiş
Siyaset
Eğitim
Spor
Sağlık
Ekonomi
Çevre
Video Galeri
Foto Galeri
Resmi İlanlar
Yazarlar
Portreler
Anket
Ziyaretçi Defteri
Facebook
Twitter
Site Map
RSS
İnsan Kaynakları
Kurumsal
Künye
İletişim
Yukarı

Google-Translate | Turkish to English Google-Translate | Turkish to French Google-Translate | Turkish to German Google-Translate | Turkish to Russian Google-Translate | Turkish to Italian Google-Translate | Turkish to Spanish Google-Translate | Turkish to Arabic Google-Translate | Turkish to Japanese
Google Translate

Serbay Interactive
© Copyright 2004 - 2018 Düzce Postası Gazetecilik Matbaacılık Ltd. Şti. Dijital Reklam Ajansı: Serbay Interactive
Emlak8