Metin Köseer...

Düzce’de durmak yok. Her ay değişik değişik işler çıkıyor. Fındık toplama derdi bitti kestane toplama derdi başladı.

Ya da olaya şöyle bakalım.

Eski toprakların sürdürdüğü gelenekleri yeni nesil fazla önemsemiyor. Ama yemeye geldiği zaman herkesten önce koşuyorlar.

Düzce’de fındık sezonu bitti. Kimi fındığını sattı kimi stok yaptı. Fındığın para yaptığı bilindiği için fındığı tanımayan bilmeyen yoktur. Fındık sezonu bitti ve temizlik işleri başladı.

Sıra kestane toplamaya geldi. Kestanenin fiyatı 15 liradan başlıyor 25 liraya kadar gidiyor.

Vallahi billahi kestanenin bu kadar rağbet gördüğünü bilmiyordum.  Tamam kestaneyi biliyorum ama insanların bu kadar ilgi gösterdiğini bilmiyordum.

Geçtiğimiz hafta sonu eşim rica etti. Beni ve arkadaşımı falanca yere bırakır mısın dedi. Ne yapacaksınız dedim. Kestane toplayacağız dedi.

Sabahın erken saatlerinde arkadaşı ile beraber dedikleri mevkiiye bıraktım geri döndüm. Yol boyunca onlarca araba gördüm, meğerse herkes kestane toplamaya gelmiş.

Fındık bahçelerinde, ormanlık alanlarda, özel mülk bahçelerinde, yol boylarında, kestane ağacı olan her yerde insanlar cıvıl cıvıl kestane toplamaya çalışıyor.

Sabah bıraktığım eşimin öğleden sonra yarım çuvaldan fazla kestane ile eve döndüğünü öğrendim.

Vallahi şaşırdım ve kendi kendime güldüm. Allahım kilosu 15 lira olan bu kestane ne kıymetliymiş dedim.

Bana kalsa parayla alır eve getiririm. Kestane toplamaya hiç uğraşmam ama kestane hastalığının bu kadar yaygın olduğunu bilmiyordum.

Eşim kestane toplamanın çok zor ama zevkli olduğunu söyledi. Ben kestaneyi haşlar veya kavurduğum zaman ne kadar lezzetli olduğunu görürsün dedi.

Akşam eve geldiğimde elime bıçak sıkıştıran hanım ‘’hadi bakalım şu kestaneleri kes ‘’ demesin mi? Yahu ben bununla baş edemem diyerek kaçtım.

Bakalım topladığı kestanelerden bana verecek mi? Tabii bu arada kendi kendime ne kestaneymiş be karı-kocayı  birbirine düşürecek.

Bayanların bir yıl içerisinde yaptığı işleri şöyle bir gözümden geçirdim.

Ramazan ayında kullanmak için makarna ve yufka açıyorlar. Aşure yapıyorlar. Fındık ve kestane topluyorlar. Salça ve turşu yapıyorlar. Gözleme açıp ekmek yapıyorlar.  Üzüm, elma, vişne, armut, çilek, şeftali gibi bir çok meyvelerden toplayıp suyunu komposta olarak hazırlıyorlar.

Yani bir yıl içerisinde organik olarak yöresel ne varsa yapıyorlar. Yahu ne zor işler değil mi? Yapması zor ama yemesi içmesi kolay…

Bu arada geçen birileri yanıma geldi. ‘’Abi Abant dağlarından alıç topladık bunları satmak istiyoruz. Bize yardımcı olur musun?’’ dediler.

Alıçlardan birkaç dizi alıp satmak istedim. Genç bir bayan bana bu ne dedi. ‘’Abisi alıç’’ dedim.  ‘’Alıç ne ya nasıl bir şey?’’ diye cevap verdi.

Ben de ‘’eskiler bu alıçları iplere dizer çocukların boynuna takarlardı. Çocuklar da boynundaki alıçları tek tek koparıp yerlerdi’’ dedim.

‘’Bu alıçların vücuttaki tüm organlara iyi geldiğini söyleyebilirim’’ derken, bayan bana cevap verdi: ‘’Abi bunlar küçük elmaya benziyor’’ demesin mi…

Tabii bozuntuya vermedim ama çok şaşırdım. Yeni nesil bir şey bilmiyor. Ne varsa eski insanlar da var.

Yeni nesilin hazırcı olduğunu hepimiz bilmesek te bir şey görmediklerini alıcın ne olduğunu dahi bilmeyen toplumdan ileriki yıllar için ne bekleyebiliriz.

Efendim hepimiz marketlerden hazır gıda almaya alıştık. Nasıl yapıldığını nasıl olduğunu dahi bilmediğimiz ürünleri marketlerden alarak tüketiyoruz.

Çok kısa bir örnek vereyim. Köyden aldığımız bir sütü kaynatmadan dışarıda bir gün bekletirsek hemen bozuluyor.

Oysa marketlerde satılan hazır sütler ve yoğurtlar haftalarca bekliyor. Nasıl bozulmadan duruyor değil mi?

Benim için soru işaret ama kimileri katkı maddeleri var diyor.

Lafım şu ki; hazır gıda ile doğadan alınan gıda bir olmuyor. Şehir insanları hastalıktan kırılırken, köylerde ve dağlarda yaşayan insanlar ferah içinde hayatlarını sürdürüyorlar.

Esenkalın…

 

Eklenme Tarih & Saat: 15.10.2020 - 09:04:45 Yazdır